Düşlerinizin Pasını Silin

Mayıs 3, 2007

Ayşe ile Ali

Filed under: Hikayelerim — circirbocegi @ 5:26 pm

 

allsorts.typepad.com

“Ne şair yaş döker ne âşık ağlar / Tarihe karıştı eski sevdalar.”-demiş Çamlıbel. Belki de haklıdır.

 

Hikayemize başlayalım:

Bizim köyde herkesin bildiği bir hikaye vardır. Kış gecelerinde, çocukların, kestanelerin piştiği soba başlarında, tekrar tekrar dinlemekten bıkmadığı bir hikaye… Nesilden nesile aktarılan ama üstüne söylenecek söz olmadığından hiç değişmeyen bir hikaye….

 

Yıllar yıllar öncesinde köyümüzün toprağı şimdiki gibi çorak değil imiş… Pınarları, dereleri, geniş otlakları var imiş… Hayvanlarımız besiliymiş.. Çocuklarımız neşe içinde kah hayvanların peşinde, kah sular içinde, kah meyveliklerdeki ağaçların tepesinde….

 

Hava ayaz mı ayaz olurmuş baharı ılık köyümüzde kış mevsimi geldiğinde… Kış günlerine hazırlık çok önemli imiş işte tam da bu nedenle… İnsanlar bahar yaz aylarını tarlalarda, meralarda, dere başlarında, evlerin bahçelerinde geçirir imiş. Salçalar, reçeller, kurutmalar, pekmezler, pestiller, un, tarhana, sirkeler imece usuluyle hazırlanırmış… Köyün kuyusu aklanır paklanırmış… Evlere alçı çekilir, tamiratı, boyası yapılırmış…

 

Çalışkanmış köyümün insanı…Çalışkan, yardımsever… Kendindeymiş insanlarım… Kefenleri sağlammış…

 

Çoban Alinin hikayesi işte bu köyde geçermiş.

 

Alinin yazgısı taaa başından belliymiş… Annesi gebeliğinin sekizinci ayında sancılanınca, köyün kadınlarının da bu derde bir devası olamayınca, babası atmış kadınını, köpeklerine bağladığı kızağın arkasına, karlara bata çıka düşmüşler kasabanın yoluna… Ancak kader ya, o gece öyle bir fırtına çıkmış ki karı, koca bir de daha gün yüzü görmemiş Adiloş bebelerini almış götürmüş ebediyete…

 

Alicik kalmış bir başına… Aklı almamış neden annesiz, neden babasız kaldığını, neden kuğular içinde bir çirkin ördek yavrusu olduğunu… Sorularına cevap alamayınca kapanıvermiş içine… Susmuş, susmuş, susmuş… İçine bir nefeste çekmişmiş sanki dünyayı… Alacağı vereceği hesabı kalmamışta bir kıvılcamla yakmış sanki koca yorganını…

 

“Ah güzel Alim…Gözümün nuru, içimin piri Alim… Alim…Yüreği tutuklu Alim” diyen anacığının sesi gelirmiş kulağına bazı geceler… Ağlarmış yetim Ali . Bir uyur, bir uyanır ağlarmış öksüz Ali…

 

Alinin suçu ne imişki? “Allahım, Allahım kendimi yaktım tükettim daha da neyim var ki içim daha yanar, yanar, yanar” diye ağlarmış köyün tek yetimi, tek öksüzü Alim…

 

Bal Kız ise başka hikaye…

 

Bal Kızın iki dudağının arasından söz değil de bal damlarmış sanki. Biri öyle demiş öyle kalmışmış… Ayşe nin adı Bal Kız olmuş…

 

Hikaye bu ya başka türlüsü nasıl olcak.. Bir aşksa anlatılan: erkek yiğit, kadın güzel olcak…

 

Ayşe nin güzelliği dillere destanmış…. Saçı,kaşı, gözü gece, teni ise bembeyaz bulutları kirli gösterecek kadar akmış… Dudakları kıpkırımızı gül goncası… Endamı alıp götüren cinsten, bir masalın peri kızı…

 

Badısaba gibiymiş Ayşe… Kurak gönüllere esen ferah bir rüzgarmış… Sevilmek yazgısıymış…

 

Ali ne kadar görünmez ise Ayşe o kadar aşikarmış gözlere.

 

İşte sırf bu nedenle iki Cennet yolcusu, çocukluklarından beri birbirlerine bitmek bilmez bir merak duymuşlar… Gizli gizli süzmüşler birbirlerini…

 

Kuşluk vakti toplarmış Ali köyün koyununu, kuzusunu çıkarmış otlaklara… Bizim Bal Kız seher vakti uyanır perdenin arkasından Alinin geçişini beklermiş…

 

Herkeslere şakıyan dili Aliyi görünce kovuğuna kaçarmış sanki…

 

Gözleri Alisinin gözleri peşinde dolanır dururmuş tüm gün ammaaaa bizim çobanın bir bakışı gözlerine kazara düşer de heyecanından, utancından, gururundan oracıkta ölüverir diye nefes nefese, korkak, bir takip bu…

 

Karaya sabun, deliye öğüt neylesin… Ayşem çıra gibi tutuşmuş, erimiş bitmiş ama derdini kimselere söyleyememiş.

 

Günler böyle gelip geçerken Ayşe nin talipleri babasına, anasına sokulmaya başlamış…Yol yapmaya çalışmışlar… Ayşe nin yüreğine sevgisi ağır gelmezmiş gibi bir de korku yük getirmiş… Cesaretini toplamalıymış Bal Kız… İçini açmali Alisine ve cevabını almalıymış.

 

Ayşe bir seher vakti açmış evinin kapısını koşmuş otlaklara giden yola doğru.. Ali nin gelişini beklemiş… Peki ne diyecekmiş? O anda aklı başına gelmiş… Nasıl dermiş, nasıl anlatırmış… Olacak iş değilmiş yaptığı…Başlamış gerisin gerisi evine dönen yolu arşınlamaya… Daha yol gidemeden bir bakmış sürüsüyle Alisi gelmekte. Taş olmuş kalmış yolun başında…”Allahım hiç kıpırdamazsam, nefesimi tutarsam gelip geçer yanımdan belki, görmez beni” diye düşünüvermiş sinivermiş otların içine ….

 

Ayşe otların içine gömülmüş kendini saklamaya çalışırken sürünün bekçisi köpekler kokusunu almışlar. Bal Kız havlayarak üzerine koşan çoban köpeklerini görünce can havliyle otlardan çıkıp “Ali Ali yardım et” diye haykırmış….

 

Köpekler tam da üzerine yürürken Alinin ıslığı jilet gibi hayvanlarla Bal Kızın arasına girmiş… İtaatkar hayvanlar belli bir mesafeden havlamalarıyla tehdit etmekle yetinmişler… Ali otların arasına varıpta ağacın birine yapışmış Ayşe ile karşılaşınca çok şaşırmış… öyle ki şaşkınlıktan bir an ne yapacağını bilememiş.

 

Bir köpeklere bir Bal Kıza bakmış.

 

Köpeklere “Sürünün başına!” talimatını verebilmeyi akıl edebilmiş en nihayet….

 

Köpeklerin gittiğini gören Ayşe ise korkusu geçince utancı ile yüzleşmiş. Önce korkudan hayalete dönen yüzü şimdide domates kadar al olmuş utançtan…

 

“Ben ben ben” demiş başka bişi diyememiş.

 

Şimdilik bu kadar… UYKU VAKTİM GELDİ… Anlatıcı kaçtı

Reklamlar

WordPress.com'da Blog Oluşturun.