Düşlerinizin Pasını Silin

Temmuz 26, 2007

Sorular

Filed under: Ben den — circirbocegi @ 4:42 pm

Sorular

Yeniden doğuşum mümkün mü?

Özüme geri dönebilmem, kayıp bütünlüğüme ulaşabilmem mümkün mü?

Önyargısız olabilir miyim?

“Hipnotize edilmiş” biri gibi hissetmekten kurtulabilir miyim?

Doğrular ve inançlar sistemimi değiştirebilir miyim?

Kırılganlık? Neden?

Kendi seçimlerimle tuzağa mı düştüm?

İrade olmadan bunca düşünce ve duygu…. Anlamı ne?

Dünyam gerçek mi?

Bağımlı mıyım?

Kendi sınırlarımı göremeyecek kadar yoksul muyum?

Kendimi bağışlayabilir miyim?

Not: Fotoğraf sevgili Pelin e aittir.

Reklamlar

Sorumluluk

Filed under: Kitap — circirbocegi @ 4:38 pm

sorumluluk

 

Not: Fotoğraf Zeki Yavuzak a aittir.


 

“Yaşantımdaki olayların tek sorumlusu,
her ıstırabın ve felaketin nedeni,
bendim.”

 

La Scuola degli Dei 

Bölüm 4- Ölmekte Olan Bir Tür

Kendini Yenmek

Filed under: Kitap — circirbocegi @ 4:33 pm

Kendini Yenmek

“Kendini yenmek” kadar kutsal bir savaş; kendi sınırlarını aşmak kadar büyük bir zafer yoktur. Bütünlük, oluşun bir öz iyileştirme sürecidir.

Bin yıllık inanışların tersine çevrilmesini;
Olumsuz duyguların ve yıkıcı düşüncelerin bir dönüşümünü;
Öz denetime ulaşmayı;
Yiyecekler, uyku ve nefes üstünde egemen olmayı
gerektirir.
 

La Scuola degli Dei
Bölüm 14, Uyanık Kalma Sanatı

Beden Yalan Söyleyemez

Filed under: Kitap — circirbocegi @ 4:24 pm

beden.jpg

” Bedenin, solgun yüzün, şişmiş gözlerin ve lapacı formun senin yaşamaktan vazgeçtiğini, şimdiden elini eteğini çektiğini gösteriyor. Senin fiziksel ölümünü hızlandırma planından herkes haberdar, bir tek sen hariç!

İnsanın böyle bir duruma düşmek için, önce kendini kutsallığından ayırıp bayağılaştırması gerekir.

O artık yakalanıp öldürülmek için ardında kan izi bırakan yaralı bir hayvan gibidir.”

La Scuola degli Dei

BEDEN Bölüm 4 Beden Yalan Söyleyemez

Everett Ruess

Filed under: Alıntı — circirbocegi @ 3:57 pm

ruess

 

Tanrım, vahşilik nasıl da çağırıyor beni

Yalnız bir başıboşun yaşamından başka bir yaşam olamaz benim için

Dayanılmaz bir cazibesi var

Tenha yol en iyisi benim için

 

God, how the wild calls to me.

There can be no other life for me but that of the lone wanderer.

It has an irresistible fascination.

The lone trail is the best for me.

 

*

 

Tek başıma,

ben omuzlayacağım gökyüzünü,

ve meydan okumalarla küfredeceğim

ve fatihin şarkısını haykıracağım dört rüzgârlara,

Yer, deniz, güneş, ay ve yıldızlar.

BEN YAŞIYORUM.

Alone,

I shoulder the sky,

And hurl my defiance

And shout the song of the conqueror

To the four winds,

Earth, sea, sun, moon, and stars.

I LIVE!

*

Tek sığınağı mühim olmayan şeyler,

zihni düşünmekten uzak tutan emek ve arkadaşlık

egosuna eski erkekliğini bir parça da olsa geri veren

Fakat çıplak güzelliğe uzun zaman bakan kişi

asla dönemeyebilir cihana

ve ne kadar denese de,

boş ve nafile bulacaktır elindeki uğraşı

ve insan ilişkisini maksatsız ve abes

Tek başına ve kayıp,

ölmek zorundadır o güzelliğin sunağında

Beauty isolated is terrible and unbearable,

and the unclouded sight other kills the beholder.

His only refuge is in insignificant things,

in labor that keeps the mind from thought, and in companionship

that gives back to the ego some of its former virility.

But he who has looked long on naked beauty may never return to the world,

and though he should try, he will find its occupation empty and vain,

and human intercourse purposeless and futile.

Alone and lost, he must die on the altar of beauty.

*

Anlatın açlıktan geberdiğimi,

kaybolduğumu,

bitkin olduğumu

Anlatın çöl güneşinde yanıp kör kaldığımı

yaralı,susuz,hasta

Yalnız, ıslak ve üşümüş olduğumu

fakat

yine de

rüyama sahip çıktığımı!

Say that I starved,

that I was lost and weary;

That I was burned and blinded by the desert sun;

Footsore, thirsty, sick with strange diseases;

Lonely and wet and cold,

but that I kept my dream!

Everett Ruess

Not: Everett Ruess in resmi sitesi ve K dergisi 42. sayısı kaynak olarak kullanılmıştır.

Mayıs 3, 2007

Ayşe ile Ali

Filed under: Hikayelerim — circirbocegi @ 5:26 pm

 

allsorts.typepad.com

“Ne şair yaş döker ne âşık ağlar / Tarihe karıştı eski sevdalar.”-demiş Çamlıbel. Belki de haklıdır.

 

Hikayemize başlayalım:

Bizim köyde herkesin bildiği bir hikaye vardır. Kış gecelerinde, çocukların, kestanelerin piştiği soba başlarında, tekrar tekrar dinlemekten bıkmadığı bir hikaye… Nesilden nesile aktarılan ama üstüne söylenecek söz olmadığından hiç değişmeyen bir hikaye….

 

Yıllar yıllar öncesinde köyümüzün toprağı şimdiki gibi çorak değil imiş… Pınarları, dereleri, geniş otlakları var imiş… Hayvanlarımız besiliymiş.. Çocuklarımız neşe içinde kah hayvanların peşinde, kah sular içinde, kah meyveliklerdeki ağaçların tepesinde….

 

Hava ayaz mı ayaz olurmuş baharı ılık köyümüzde kış mevsimi geldiğinde… Kış günlerine hazırlık çok önemli imiş işte tam da bu nedenle… İnsanlar bahar yaz aylarını tarlalarda, meralarda, dere başlarında, evlerin bahçelerinde geçirir imiş. Salçalar, reçeller, kurutmalar, pekmezler, pestiller, un, tarhana, sirkeler imece usuluyle hazırlanırmış… Köyün kuyusu aklanır paklanırmış… Evlere alçı çekilir, tamiratı, boyası yapılırmış…

 

Çalışkanmış köyümün insanı…Çalışkan, yardımsever… Kendindeymiş insanlarım… Kefenleri sağlammış…

 

Çoban Alinin hikayesi işte bu köyde geçermiş.

 

Alinin yazgısı taaa başından belliymiş… Annesi gebeliğinin sekizinci ayında sancılanınca, köyün kadınlarının da bu derde bir devası olamayınca, babası atmış kadınını, köpeklerine bağladığı kızağın arkasına, karlara bata çıka düşmüşler kasabanın yoluna… Ancak kader ya, o gece öyle bir fırtına çıkmış ki karı, koca bir de daha gün yüzü görmemiş Adiloş bebelerini almış götürmüş ebediyete…

 

Alicik kalmış bir başına… Aklı almamış neden annesiz, neden babasız kaldığını, neden kuğular içinde bir çirkin ördek yavrusu olduğunu… Sorularına cevap alamayınca kapanıvermiş içine… Susmuş, susmuş, susmuş… İçine bir nefeste çekmişmiş sanki dünyayı… Alacağı vereceği hesabı kalmamışta bir kıvılcamla yakmış sanki koca yorganını…

 

“Ah güzel Alim…Gözümün nuru, içimin piri Alim… Alim…Yüreği tutuklu Alim” diyen anacığının sesi gelirmiş kulağına bazı geceler… Ağlarmış yetim Ali . Bir uyur, bir uyanır ağlarmış öksüz Ali…

 

Alinin suçu ne imişki? “Allahım, Allahım kendimi yaktım tükettim daha da neyim var ki içim daha yanar, yanar, yanar” diye ağlarmış köyün tek yetimi, tek öksüzü Alim…

 

Bal Kız ise başka hikaye…

 

Bal Kızın iki dudağının arasından söz değil de bal damlarmış sanki. Biri öyle demiş öyle kalmışmış… Ayşe nin adı Bal Kız olmuş…

 

Hikaye bu ya başka türlüsü nasıl olcak.. Bir aşksa anlatılan: erkek yiğit, kadın güzel olcak…

 

Ayşe nin güzelliği dillere destanmış…. Saçı,kaşı, gözü gece, teni ise bembeyaz bulutları kirli gösterecek kadar akmış… Dudakları kıpkırımızı gül goncası… Endamı alıp götüren cinsten, bir masalın peri kızı…

 

Badısaba gibiymiş Ayşe… Kurak gönüllere esen ferah bir rüzgarmış… Sevilmek yazgısıymış…

 

Ali ne kadar görünmez ise Ayşe o kadar aşikarmış gözlere.

 

İşte sırf bu nedenle iki Cennet yolcusu, çocukluklarından beri birbirlerine bitmek bilmez bir merak duymuşlar… Gizli gizli süzmüşler birbirlerini…

 

Kuşluk vakti toplarmış Ali köyün koyununu, kuzusunu çıkarmış otlaklara… Bizim Bal Kız seher vakti uyanır perdenin arkasından Alinin geçişini beklermiş…

 

Herkeslere şakıyan dili Aliyi görünce kovuğuna kaçarmış sanki…

 

Gözleri Alisinin gözleri peşinde dolanır dururmuş tüm gün ammaaaa bizim çobanın bir bakışı gözlerine kazara düşer de heyecanından, utancından, gururundan oracıkta ölüverir diye nefes nefese, korkak, bir takip bu…

 

Karaya sabun, deliye öğüt neylesin… Ayşem çıra gibi tutuşmuş, erimiş bitmiş ama derdini kimselere söyleyememiş.

 

Günler böyle gelip geçerken Ayşe nin talipleri babasına, anasına sokulmaya başlamış…Yol yapmaya çalışmışlar… Ayşe nin yüreğine sevgisi ağır gelmezmiş gibi bir de korku yük getirmiş… Cesaretini toplamalıymış Bal Kız… İçini açmali Alisine ve cevabını almalıymış.

 

Ayşe bir seher vakti açmış evinin kapısını koşmuş otlaklara giden yola doğru.. Ali nin gelişini beklemiş… Peki ne diyecekmiş? O anda aklı başına gelmiş… Nasıl dermiş, nasıl anlatırmış… Olacak iş değilmiş yaptığı…Başlamış gerisin gerisi evine dönen yolu arşınlamaya… Daha yol gidemeden bir bakmış sürüsüyle Alisi gelmekte. Taş olmuş kalmış yolun başında…”Allahım hiç kıpırdamazsam, nefesimi tutarsam gelip geçer yanımdan belki, görmez beni” diye düşünüvermiş sinivermiş otların içine ….

 

Ayşe otların içine gömülmüş kendini saklamaya çalışırken sürünün bekçisi köpekler kokusunu almışlar. Bal Kız havlayarak üzerine koşan çoban köpeklerini görünce can havliyle otlardan çıkıp “Ali Ali yardım et” diye haykırmış….

 

Köpekler tam da üzerine yürürken Alinin ıslığı jilet gibi hayvanlarla Bal Kızın arasına girmiş… İtaatkar hayvanlar belli bir mesafeden havlamalarıyla tehdit etmekle yetinmişler… Ali otların arasına varıpta ağacın birine yapışmış Ayşe ile karşılaşınca çok şaşırmış… öyle ki şaşkınlıktan bir an ne yapacağını bilememiş.

 

Bir köpeklere bir Bal Kıza bakmış.

 

Köpeklere “Sürünün başına!” talimatını verebilmeyi akıl edebilmiş en nihayet….

 

Köpeklerin gittiğini gören Ayşe ise korkusu geçince utancı ile yüzleşmiş. Önce korkudan hayalete dönen yüzü şimdide domates kadar al olmuş utançtan…

 

“Ben ben ben” demiş başka bişi diyememiş.

 

Şimdilik bu kadar… UYKU VAKTİM GELDİ… Anlatıcı kaçtı

WordPress.com'da Blog Oluşturun.